28 Mayıs 2009 Perşembe

Kısa Cümleler


Kaybettik severken
Yorulduk denerken
Bana sabırlar dilerdin
Sen pesettin benden erken....(!)...?

img337/3117/definitelynotmebymlklg8.jpg
Kırıklıklar
Dudaklarım dikili...İğne iplik değdi...
Geldi...Geçti...Gitti...!!! (?)
Gözlerim kapalı...Kör gibi...Bakamıyor ki...Dalgın sanki...
Kokun içimde kalsa...Nefesimi tutsam...Bırakmasam...!
Sözlerin kalbime batmış...Can yakan bir İSMİN kalmış...(!)



Senli cümleleri çıkardım hayatımdan
Yazdıklarımdan...Yaşadıklarımdan...
Sen başka ağızlarda sakız olurken,
Ben kendi sevdamı,kendi cümlelerimde saklıyorum(!)



Açık karamsar bir modda geçiyor günler.
Tek kelimeyle rutin....
Heyecansız(!)
...... ! ......
Bu aralar gülümsemeye,mutlu yüzler görmeye ihtiyacım.. var...!




'' Her şeye varım!.. '' diye
Bağırmak geçiyor içimden
Oysa bağırsam,
Yorgun güllerin solmaya yüz tuttuğu bu gecede
Her heves bir düş kırıklığı.................



Karanlıklar üstüne YEMİN ederim ki,
>>>IŞIĞIM SENSİN...!
Gözlerin geldi aklıma,
Süzüldü GÖZYAŞLARIM yanağımda........<<<

21 Mayıs 2009 Perşembe

Hayat bu olsa gerek..


Yıllar önce bir gamzem vardı sağ yanağımda şimdi artık olmayan.
Mutluluk hayalinin peşinden koşarken; nerede, ne zaman düşürüp kaybettiğimi bilmediğim.
Çoktandır hissediyordum yokluğunu ama kendiliğinden açar diye bekliyordum. Açmadı.

Bulurum umuduyla geldiğim yollardan geri dönüp aramak istedim. Sevdiklerimi çağırdım yardıma, belki benim göremediğim yerlere bakar, onlar görür diyerek.

Kimse gelmedi. Tutmadı kimse elimi.
Onlarla yürürken düşürdüğüm gamzemi hiç kimse aramadı benimle.

Yine yalnız yürüdüm o yollarda. Tıpkı doğduğum günden bu yana olduğu gibi.

Tek başıma ararken kaybettiğim gamzemi, onun yerine bir yürek buldum; lime lime edilip, çiğnenip, basılıp, bir kenara atılmış.

Üzerine kazınmış isimlerden tanıdım, benim yüreğimdi.

Kocamandı...

Yıllardır içinde taşıdığı sevgiler kadar büyümüştü.

Aldım elime...

Çok ağırdı.

Baktım içine nedir bunca ağırlığı yapan diye.

Can(m) kırıklıklarıyla doluydu. Hüzün, acı, hayal kırıklığı, inançsızlık, değersizlik, aldatılmışlık renklerinde.

Yüreğimi tekrar kafesine yerleştirmek istedim, sığmadı.

Bulduğum yere koyup, arkama bakmadan koşup uzaklaşmak istedim.

Bırakamadım...

Yüreksiz yaşamayı göze alamadım.

Şimdi...

Ellerimde; kesiklerinden ince ince kan sızan, can(m) kırıkları dolu bir yürekle kalakalmış durumdayım yol ortasına.

Ne o kesiklerden akan kanı durdurmak için koşan, ne de içindekileri boşaltıp, bana gamzemi geri verecek insanlar var.

Hayat bu olsa gerek.

Yaşadıkça sevmek, sevdikçe yaralanmak, yaralandıkça kanamak, kanadıkça...

İnançlarını, insanlara güvenini, yaşama coşkunu, umutlarını, gülüşlerini, gamzelerini kaybetmek...

Kaybettikçe...

Her şeyin kocaman bir hayal ve yalan olduğunu anlamak...

Anladıkça...

Bu dünyada yalnız, yapayalnız olduğun gerçeğini kabul etmek.

Hayat bu işte...

Gamzelerini ve daha birçok şeyini birlikte yürürken kaybettiklerin, ne seninle kaybettiklerini arama, ne de yaralarını sarma zahmetine katlanmıyor.

Sen kendin arayıp bulacaksın kaybettiklerini ve sen kendin iyileştireceksin yaralarını. Gözlerinden akan yaşın tuzu bulaşmış dilinle yakarak, yalaya yalaya...

Hayatı öğrendim...

Benim gerçek sandıklarımdan oluşan kocaman bir yalanmış.
Gerçekler ise insanın içini yakacak kadar yamanmış.

ANLADIM.

Yazıyorum...



Dudaklarım mühürlü gecenin bir vakti..

Ay ve yıldızlar terketmiş gecemi..
Karanlığın ürküten sesi de yok..

Olan sadece;

Bir yırtılıp atılacak beyaz sayfam bir de bitmek üzere olan kurşun kalemim..

Yazıyorum...
Konuşamadıklarımı..

Yazıyorum...

Yüreğimdeki eğreti duruşunu..

Yazıyorum...

Adını,bana baktığın gözlerini..
İsmimin senden başka kimsenin dudağına yakışmadığını..

Avazım çıktığı kadar bağırdığım susuşlarımı nasılda boğazıma yumru gibi dizdiğini...

Karalanmış kağıt gibi buruşturup attığın yaşanmışlıkları..

Yazıyorum...

Damarlarımda dolaşanın "KAN" değil de "SEN" olduğunu..

Bir kesebilsem bileğimi..
Bir akıtabilsem içimden seni..
Tüm "Susuşlarım" bir son bulacak..

Yazıyorum...

Bir gün "SEN" kaybından öleceğimi..

Yazıyorum...

VE " yırt beni" diyen kağıdıma bakıyorum..

Yırt beni..
Yırt beni..

Bir Avuç Renktim Oysa Ki..















20 Mayıs 2009 Çarşamba

Üstü kalsınlı bir mutluluk veriyorum sana,

Üstü kalsınlı bir mutluluk veriyorum sana,

Yeter ki beni acıya bulama diye..

Acının her türlüsünü tadan bende

Melekleri kıskandıracak kadar seni keşfet diye..

Yitirmenin çığlığı konuşur

Renksiz ve örtüsüz düşler bıraksamda ardımda..
Kelimelerin siyahı geceye boyansada
Susmaz acım, kendimden “ben” biter yolculuğum..
Nokta der, virgüle ant içen hayat…
Tam şuramda adını koyamadığım bir ağrı ile
Yitirmenin çığlığı konuşur..

Her çığlık bir sen olup, suskunluğuma misafir olur..

Çünkü sen; tüm çığlıkların tanımı oldun bende..

Yok ettiğin beni, tekrar hayata döndür!

Benim kabuslarım asılı kalırken gün doğumuna
Sen bıçak ağzı bir yanlızlıkla ikiye bölüyordun
Tüm yaşanmışlıklarımızı
Bir yarısı sen olurdun herşeyin
Diğer yarısı ben olurdum hiç birşeyin..
Rutebetli geçmişim sana ağlayan mektuplar yollardı
Duymazdın, sağır kesilmiştin herşeye!
Yine de senin hakkındı bu yüreğin yarısı
Seni düşünürken izdivaca geçen ben..
Yİnede beceremezdim sensizlikte can vermeyi..
Bir rüzgarın uğultusunda seni arardım
Ya da tanıdık bir yüzde seni bulurdum
Oysa ben seni dünyanın şah damarı sanardım..
Ben yaşayamadıklarımı özlerim seninle
Bana verdiğin tüm sözleri düşünürüm..
Sen geçen her yerde…
KİN TUTMAM BİLİRSİN..
Sen yaşa benim sahip olamadıklarıma
Geldiğim kadar geç kalmadığım bu rezil hayatta
Sen duymasanda bak ben söylüyorum!
Bir ateşin içinden sana gülümseyebiliyorum!
Ağlatmalarına karşılık, hala ve hala
Sana gülümseyebiliyorum..
Törpülediğim her hüznümü,sende kartpostal yapabiliyorum..
Nedense haddimi aşan tüm sözlerimde
Sana çıkıyor her kapı.

Şimdi sıra sende!
Yok ettiğin beni, tekrar hayata döndür!
Yağdığım her yerde acı birikirken
Korkutan korkusuzluğunda beni tekrar canlandır!